Emin Barın: Bir Yazı Sevdalısı
16.10.2004
Üstad Emin Barın anısına yayınlanan kitabın başlığı böyle. Yapı Kredi Sanat Galerisindeki sergisi nedeniyle hazırlanan bu eseri her yazı meraklısına tavsiye ederim. Bazen bu kitabi elime alır, yaşanmış öykülere, fotoğraflara, eserlere dalar zamanı unuturum. Kitaptaki görsel ağırlık Hat işlerinde (Bir Yazı Sevdalısı: Emin Barın, Yapı ve Kredi Yayınları, aynı ciltte İngilizce ve Türkçe, 2002, ISBN 975-08-0366-3)
Geçiş devri insanları özel insanlardır. Bizde Osmanli'yı da, Cumhuriyeti de yaşamış, iki dilli, iki alfabeli, iki beyinli insanlar artık yoklar. Bir Ahmed Hamdi Tanpınar böyle bir adamdı. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde modern dünyayı, insanını, bugünün laçka olan sistemini çözümlemiş ve anlatmıştı. Aynı eserde karşımıza çıkan tasavvuf toplantısı sahnesi bir belgesel niteliğinde olup kitabın mesajını yerli yerine oturtur. Beş Şehir adlı kitabında Anadolu'ya değişik tarihlerde yaptığı gezilerden bu yazarın "eski dünya"da doğup olgunlaştığını, bugünkü yaşama bilgece bakabilmesini buna borçlu olduğunu görürüz. Aynı zengin bakış açısını bir edebiyatçıda değilde bir sanatçıda bulmak mümkün mü? sorusunun yanıtıdır Emin Barın adı.
Hat sanatında, modern sanatta bile ender bulunan bazı incelikler sezinlemiş, bunları modern anlatım yollarıyla işleyebilmişti. Eski sanatta ustanın yaptığının aynını yapmak amaç olsa da bazı devrimcilere de rastlanır. Zamanının önünde buluşları olan Karahisari'nin bazı eserleri buna örnektir (örneğin: 1443 tarihli bir "Elhamdilüllah" pek çok sanat teorisinde yerini bulur). Emin Barın da bir geciş dönemi insanı olmasının verdiği güç ve birikimle kendince yenilikler ortaya koyabilmiş bir sanatçıdır. Batıda ancak Paul Klee'nin resim teorisinde rastlanacak düzenlemeleri onda da görürüz. Barın, klasik Hattı modern grafikle buluşturmuş ve bunun için "eskiyi bozan bir buluşçuluğu" değil "görmeyi" kullanmıştır. Zaten varolanı bulup çıkarmak onun ustalığıdır.
Sonradan Almanya'da cilt sanatını, latin kaligrafi ve tipografilerini incelemiştir. Cumhuriyetin ilk kitabelerini, Atatürk'ün Gencliğe Hitabını taşa işlemeyi sağlayacak özgün fontlar tasarlamış ve uygulamıştır.
Yine de Barın'in en cesur ve özgün üretimi, "Allah" yazmak gibi hem içerik bakımından zorlayıcı hem de mesleki açıdan "rutin" bir ya içeren işlerde Latin alfabesini ciddiyetle, başarıyla kullanabilmiş olmasıdır. Bunun en önemli yanı şudur: Yeni harfleri kullanan ve eski harfleri hiç bilmeyen nesillere anlam ve işaret birliğini yaşatabilmek. Anlatarak beyni, beğendirerek de ruhu eğitmek. Böylesi bir üretim elbette komplekssiz olmayı ve kutsallık kavramını yeniden ele almayı gerektirir. Eski dünyanın ustaları nasıl oluyor da yeniye bu kadar çabuk adapte olabiliyorlar? sorusu akla gelebilir. Aslında bu soruda bir yanlışlık var. Yeni olan nereden çıktı ki? Gerçekte o eski ustalar yeniye adapte olmadılar, bilhassa yeniyi yarattılar. Bu konunun batıdaki başrol oyuncuları endüstri devrimi yaşandığında yazı sanatını yaşatmaya çalışan William Morris ve Edward Johnston'du. Bizler bırakınız eskiyi, bu köprü-adamların mirasçısı olup olamadığımıza bakalım yeter. Bu bile bizi zorlar.