Da Vinci Şifresi
Suavi Kendiroğlu, Mayıs 2006
Leonardo da Vinci üzerine son zamanlarda çok yazıldı çizildi. Bunların çoğu spekülasyon olup ne yazık ki halk gerçekle yalanı, "para kazandıran kurguyu" karıştırmaya başladı. Artık bildiğimiz gerçekleri söylemek de farz oldu!
Da Vinci'nin şifresi falan yoktur. Onun varsa Bach'ın da vardır ve sizler bir sonraki Hollywood yapımına kadar bunu aklınıza dahi getirmeyeceksiniz. Ama söyledim!
Da Vinci'nin şifresi, sırrı yoktur, çünkü anlayana herşey gözler önündedir. Rönesans döneminde yapılmış karmaşık bir saatin üzerinde şu yazar: "Kim olduğumu öğrenmek isteyen benim yaptığımı yapsın"
|
 |
Leonardo'yu (ve kardeşlerini) anlamak şöyle nasip oldu: Bir gün Yıldız Parkı'na, göldeki ördekleri çizmeye gittim. Gelin görün ki herifler, bırakın poz vermeyi, yerlerinde durmuyorlar. Biri dalıyor, öteki çıkıyor, beriki kanatlarını güneşlendiriyor... Bir duruş yakalamak olanaksız gibi. Bu durumda modern çağ insanının iki çaresi var. Ya çok hızlı çalışıp çıkanla yetineceksiniz ya da fotoğraf çekip çizimi evde yapacaksınız. Ama imrendiğimiz eski ustalar bunu nasıl başarıyorlardı? Oturup düşündüp ve anladım.
1) Şartların elinde yetkinleşiyorlardı. Biz rehavet ve teknolojik destek kurbanıyız. Gözümüz de, elimiz de tembel.
2) Leonardo da insandır ve gözünün yakalayamadığı detay ve hızlı hareketleri çözmek için gider kasaptan ya da bir avcıdan ördek satın alır, koyar masanın üstüne, açar kanadını bakar ve "ördek" derken anatomi bilimini keşfeder. Bunu insana da uygular. O güne dek bilim yoktur, olan da ruhbanların elindedir ve "günah" korkutmaları arasında cılız kalmıştır. Sonuçta bilim herşeyini sanatsal göze yani doğaya önyargısız (ve bilimsiz!) bakan göze borçludur.
3) Şartların zorluğu yukarıdakilerle kısıtlı değildir. Işıksızlık da ressamın büyük bir sorunudur. Günlerin kısa olduğu zamanlarda iş erken bitirilmelidir. Varın siz düşünün sabah güneşinin ressamı nasıl mutlu ettiğini. Sadece günün ağırması bizi mutlu edebilir mi? Neden etsin ki? Bizim elektriğimiz, fluoresanlarımız var. Ve bir şey yapmayıp zamanımızı boşa harcıyoruz.
Yukarıdaki üç maddelik durumun "modern" tarafında bulunan bizler şimdi "Şifre"den "Sır"dan falan bahsedeceğiz, bunları çözeceğiz öyle mi? Buna ancak gülünür.
"Hakikat adamı" olarak nitelendirdiğim bu "tertemiz bakan", gerçeği çarpıtmayan, üretimiyle sınanan bu adamların inançlarına, bilgilerine gerçek anlamda saygımız da yok. Hem onların sağladığı ilerlemeden ekmek yiyoruz, hem de onların etik tavır ve yordamını yok ediyoruz.
Leonardo'nun tablolarında bir el göğü gösterirken Bach'ın nota sayfalarının başında "Göklerin zaferi adına" ibaresi bulunurdu. Biri görsel, diğeri sessel, bazen de yazılı olan bu evrensel "kelime-i tevhid" en bilge ve en dürüstlerin ortak sözüydü. İşte budur uyutulmuş avamın, politik gözün göremediği, görse de safsata ile saklamak istediği (oysa Leonardo da insandır ve bazen yanılır. Uçma makinaları hiç uçmadı. Taktığı yarasa kanatlarıyla bayırdan atlayıp yere çakıldığında bedeni ciddi şekilde incindi.)
Şifre de, sır da budur.
Bir kerecik olsun elektriği, fotoğraf makinasını, tüm teknolojiyi unutup kalem ve kağıdınızla başbaşa kalın. Güneş batıncaya kadar çalışın ve hava kararınca işi bırakın. Erken yatın ve ertesi gün Leonardo olarak uyanın.